kayıklar

 

Hazret-i Abdülkadir Geylani (k.s) zamanında kendisini beğenmiş bir bilgin vardı Hazret’in sultanlığını inkar eder, hatta bazen O’na zemmettiği dahi olurdu. Bir gün Hazret’in devamlı geldiği mescide uğradı Maksadı O’na biraz sataşmak ve çat pat sorular sormaktı. Biraz sonra Hazret de mescide geldiler İçeride çok sayıda aziz de vardı Bir ara bilgin Hazret’e dönerek:

– “Şeyhim, mürşit olanlar, zamanı kendilerine tâbi ederek döndürürler ve yıllarca yapılması mümkün olmayan şeyleri birkaç saat içinde yaparlarmış, doğru mu bu?” diye sordu. Hazret şu cevabı verdi:

– “Allahu Teâlâ (c.c) dervişlere öyle bir kuvvet verir ki, on, onbeş yılda yapılacak şeyleri bir saatte yaparlar.”

– “Ben bu görüşte değilim. Zamanı kendinize döndürüp, on, onbeş yılda yapılacak şeyi bir saat gibi kısa bir zamanda yapmanızı kabul edemem. Bu ancak Allah (c.c)’a mahsus bir şeydir.”

– “Allah (c.c)’ın kendilerine tasarruf kuvveti verdiği kulları ne isterlerse yaparlar, kimse de onlara mani olamaz.”

Konuşma böyle devam ederken cuma namazının vakti de gelmişti. Şeyhe seccade çıkardılar. Abdülkadir Geylani Hazretleri (k.s) ayağa kalktı ve seccadeyi bilginin taşımasını emretti. Bilgin seccadeyi omuzuna atarak abdest almak için şadırvana doğru yürüdü. Seccadeyi şadırvanın kazığına asarak abdest almak için abdest almak için elini suya soktu. Ve işte o anda kendisini çarşıda bir çilingir dükkanının önünde buldu. Başladı çilingirin çalışmasını seyretmeye. Bu iş o kadar hoşuna gitmişti ki, bir müddet sonra dayanamayıp çilingirden bu mesleği kendisine de öğretmesini istedi. Çilingir bilgine şöyle bir baktı ve onun alim bir zat olduğunu fark edince, “Sen alim bir zatsın, bu meslek senin neyine gerekir?” dediyse de, sanat öğrenmenin hoşuna gittiğini, bunun bilginliğine bir zarar vermeyeceğini, aksine çalışıp alnının teriyle ekmeğini kazanmak istediğini, diğer yandan alimliğini devam ettireceğini belirtti. Bunun üzerine komşu ustalar da gelerek bilgini çilingir ustaya çırak yapıverdiler ve böylece bilgin tam dört yıl ustaya çıraklık etti. Ama iş hoşuna gittiği için dört yıl daha çıraklık yaptı. Bu müddet sonunda ustası vefat etmişti. Bilgin, ustasının karısıyla evlendi ve ondan iki çocuğu oldu. Zamanla çocuklarından birini mektebe verdi. Diğer küçük olduğu için evde kaldı. Yine bir gün sabah erkenden gidip dükkanı açtı ve ateşini yaktı. Elini aletlerine uzattığı zaman, kendisini yine o şadırvanın yanında abdest alır vaziyette gördü. Baktı kazığa astığı seccade yerinde duruyor. Abdülkadir Geylani Hazretleri (k.s) ve diğer azizler de çevresinde. Ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen seccadeyi eline alarak o sırada mescide girmek üzere olan Abdülkadir Geylani Hazretlerinin (k.s) peşinden koştu. İçeri girip seccadeyi yaydı ve Hazret’in önünde el bağladı. Ama Hazret kendisini bırakmadı ve beraber iki rekat tahiyyetü’l mescid namazı kıldılar. Namazdan sonra Abdülkadir Geylani (k.s) kendisine dönüp:

– ”Nasıl, hâlâ inkar ediyor musun?” diye sordu.

– “Sultanım! Abdest almak üzere sizden ayrıldım. Ama bu arada şöyle birşey oldu…Bilmiyorum bunlar hayal midir, gerçek midir, yoksa rüya mı? Ama size işin doğrusunu söyleyeyim, gönlüm hanımımda ve çocuklarımda kaldı. Onları özledim.”

Abdülkadir Geylani (k.s) sordu:

– Bu hal olalı kaç yıl oldu dersin?

– Bence bir on yıl olmuştur.

– Öğrendiğin çilingirliği şimdi de yapabilir misin?

– İşte ellerim şahittir, her halde yapabilirim.

– İyi bilesin ki, bu ne hayaldir, ne de rüya. Tamamen vâkıa. Namazı kılalım, mescitten çıktıktan sonra adam gönderir karını ve çocuklarını getiririz.

Böylece hep birlikte cuma namazı kılındı. Mescitten çıktıktan sonra o şehre mektup yazdılar ve bilginin karısı ile çocuklarını getirttiler. Böylece inkarcı bilgin Abdükadir Geylani Hazretlerinin (k.s) elini öptü ve ölünceye kadar da O’nun hizmetinden ayrılmadı.

İşte mürşid-i kâmilin zamanı öldürmesi böyle olur..

Kaynak: Müzekki’n-Nüfûs / Eşrefoğlu Rûmî (k.s)