Amal Ali

 

İnsan ebedi hayat için yaratılmıştır. İmtihan mekanı olan dünyadaki ameline göre kişi, “ya cennet bahçelerinden bir bahçeye veya cehennem çukurlarından bir çukura” gidecektir. Elimizde olmadan bulunduğumuz bu dünyadan istesek de, istemesek de göçeceğiz. Ergeç sıra muhakkak bize gelecek.

Ebedi hayat için yaratılan insanın şuur altında da “ebedilik” hissi yatar. Öleceğimize inanmak istemeyiz. Bütün hesaplarımız, davranışlarımız hiç ölmeyecek havası içindedir. Bir yandan da ölüm gerçeğini bütün soğukluğu ile  hissederiz. Aciz hallerimizde, hastalıkta, yakınımızın vefatında bu gerçeğin korkusu ile sarsılırız.

Ateistler (tanrıtanımazlar) bu garip çelişkiyi daha yakından hissederler. Bir yandan Allah’a ve ahirete inanmayı reddederler, diğer yandan ölüm korkusu devamlı onlarla içiçedir. Bu yüzden tanrıtanımazın hayatı (özellikle yaşlılık dönemi) ve ölümü, tabii olana (yani fıtrata) teslim olmamaktan dolayı korku içinde korunarak geçmektedir. Bazıları bu korkuyu kaldıramamakta ve intihara yönelmektedir. Bir kısmı ise çözümü Allah’a imanda bulmakta, diğer bir bölümünün akıbeti bunalımlara ve cinnetlere kadar varmaktadır.

Ömrünün son yıllarını ölüm korkusu ile geçiren fikir adamı ve felsefecilerden biri, cinsel teorisi ile tanınan Sigmund Freud’dur.Allah’a ve dine inanmayı illüzyon (yanılsama) ve çocuklardaki baba korkusuna dönüş kabul eden Freud, 40 yaşından sonra fikr-i sabit şeklinde ölüm korkusu illetine tutulmuştur. Hayatı “ölüme karşı direnmeden ibaret” şeklinde tarif etmiş, hergün bu korku ile sarsılmıştır. Öyle ki, birisi ile vedalaşırken “yeniden görüşmek üzere” dedikten sonra, “belki de bir daha görmeyeceksiniz” diye ekler olmuştu. Sonraları çene kanserine yakalanınca bu korkusu daha da arttı. Ölüm içgüdüsünden bahsetmeye başladı Artık ona göre hayatın gizli gayesi ölümdü ve bu sebeple insanın ölmek zorunda olması düşüncesi de, ölüm korkusunu hafifletmeye çalışan bir teselli şekliydi.

Allah’a ve ahirete iman eden kişinin, mantıki açıklamalar karşısında zihnindeki ölüm, sadece ibadete teşvik edicidir. İnançsızın korkusu kendisini öyle rahatsız eder ki, beynini kemiren bu kahredici düşüncelerden kurtulmak için çılgınca kaçışlara saplanır, kendince çare arar. Kimisi uyuşturucu maddelere veya alkole başvurur. Bazıları da delice yaşamaya, eğlenceye dalarlar. Bu yollar, beyinleri geçici olarak uyuşturmaktan öteye gidemez. Bazı kimseler ise, zihninde karşı bir düşünce kurma yolunu dener.  Bir kısım tanrı tanımazlar, düştükleri çelişkiyi kaldıramayarak akli dengelerini kaybetmiş ve bunalımlar içinde ölmüşlerdir..

Tuvalete girip “varsan beni çarp” diye duvarlara seslenen ve çarpılmayınca oradan tanrıtanımaz olarak çıkan ateist tipin durumuna gelince; muhakkak bir akıl hastanesinde müşahede altına alınmasının gerektiği kanaatindeyiz.

Tanrıtanımazların ölümleri de hayatları gibi ibretlerle doludur..

Sonsuzluğa uzanan kainat içinde bir nokta kadar dahi yer işgal etmeyen ölümlü insanoğlu, huzura ancak Allah’a (c.c) ve ahirete inanmakla erebilir. Yoksa ölüm korkusu onu devamlı kemirir ve hafakanlara boğar..

Strese Son / Doç. Dr.Sefa Saygılı (Ruh Hastalıkları Uzmanı)

Kaynak: http://ihyaca.wordpress.com/