Namazın, orucun, diğer amel ve ibadetlerin bir şekil ve yönü vardır. Bunlarla ilgili hüküm ve meseleler, fıkıh ilminin konularına girer. Diğer taraftan aynı ibadetlerdeki huşu ve kalp huzuru ise “batıni fıkıh” yani “tasavvuf”un konusudur.

Namazın asıl gayesi kalp huzuru ile Allah’ı zikretmektir. Namazın şeklen dosdoğru, kurallarına riayet ederek kılmanın yanı sıra onun “miraç” ediyor düşüncesiyle kılınması, “fıkh-ı batın” denilen tasavvufun konularındandır.

Belirlenen vakitlerde yemeyi, içmeyi terk etmek oruç ibadetidir. Oruçla ilgili olan ayetin devamında yer alan “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” Mealindeki ayette ifade olunduğu üzere “takva” orucun ruhu ve özüdür.

Bilindiği üzere ihlas olmadan ve temiz niyetler bulunmadan hiçbir ibadet sıhhat derecesine ulaşamaz; zira ameller niyetlere göredir. İhlas ve niyet, amellerin kabulünde önemli iki şarttır. Bunlar “batınî fıkıh”ın yani “tasavvuf” yolunun önemini ortaya koymak için kafidir.

Takva, zühd, vera,rıza, tevbe, istiğfar, tevekkül, kanaat, uzlet, sabır, istikamet, haset, kibir, ucup, ve gıybet gibi iyi ve kötü huylar kalple ilgilidir. Güzel huylarla süslenmek, kötülerinden de sakınmak ancak kalbin eğitilmesiyle mümkündür. Emr-i İlahiye boyun eğmek ve mürşidi kamilin eğitimine devam etmek kalbi temizler, nefsi tezkiye eder. Hesap günü insanı kurtaracak yegane şey, güzel ahlakla süslenmiş bu temiz kalptir. Zira Allahu Teala buyuruyor ki:

“O gün, ne mal fayda verir ne de oğullar! Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler o günde(kurtuluşa ererler).  (O gün) Cennet muttakilere yaklaştırılmıştır.”

Kaynak: Miftahu’r Rüşd ( Olgunlaşmanın Anahtarı) Sayfa: 32,33

Reklamlar