Rabıta, muhteva bakımından üç çeşittir:

Tabiî Rabıta: Kişinin eşine, evladına, ahbap ve yakınlarına duyduğu sevgi bağıdır.

Bayağı Rabıta: Dünyevi şeylere duyulan ilgidir.

Mukaddes Ve Ulvi Rabıta: Buna rabıta-i huzur da denir. Müridin, kalbini temiz bir muhabbet duygusu ile Cenâb-ı Hakk’a bağlamasıdır. “Her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görmektedir. Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” düsturunu akıldan ve gönülden çıkarmadan tefekkür haliyle sürekli ihsan üzere olmaktır. Allah’a, Peygamber (s.a.v)’e ve salih kullara duyulan sevgi olan rabıtanın bu çeşidi, tarikatta yaşanan ve makbul olan rabıtadır. Bu rabıtanın da üç derecesi vardır:

Fenâfişşeyh: “Kişi sevdiğiyle beraberdir. (Buhari)”  “Herhangi bir topluluğa benzemeye çalışan onlardandır. (Ebu Dâvud)” hadis-i şerifleri gereği, mürşidine huzurunda iken gösterdiği edebi, gıyabında da göstermek ve bu suretle mürşidinin haliyle hallenmeye, boyasıyla boyanmaya çalışmak demektir. İlm-i ledünde fenâfişşeyh; müridin, kamil mürşid olan hocasının arzu ve isteklerine tabi olması, iradesini onun eline bırakması, gassalın (ölüyü yıkayan) elindeki meyyit (ölen kişi) gibi olması, ona hiçbir işinde muhalefet etmemesidir.

Burada müridin gayreti, kalbini ve gönlünü mürşidine, Peygamber (s.a.v)’e ve Cenâb-ı Hakk’a bağlamasından ibarettir. Böylelikle, bütün sevgi ve samimiyetiyle kalbini bağlayan mürid “Ey iman edenler, Allahu Teâlâ’dan korkun ve sadıklarla beraber olun (Tevbe, 119)” ayet-i kerimesinde emredilen şekliyle onların meclislerinde sanki onlarla beraber, yüz yüze ve diz dizeymiş gibi hisseder. Bu manevi bağlantıyı kuran sâlik, rabıtasını gerçekleştirdiği zaman, rabıta edilen ile rabıta eden arasında bir sevgi meydana gelir. Cenâb-ı Hakk’a vuslat konusunda onlardan himmet ve yardım talep eder. Böylelikle günahlardan, kötülüklerden, Allah’ın yasak ettiklerinden uzak durmaya gayret eder.

Fenâfirresûl: Hayatın her anında Peygamber (s.a.v) efendimizin huzurundaymış gibi hareket etmek, onun usve-i hasene olan ahlakıyla bütünleşmek demektir. Müminlerin Allah’a, Peygamberine ve veli kullarına karşı sevgi rabıtası vardır. Rasûl-i Ekrem’in ve ashabının hayatında bunu görmek mümkündür. Ashab, Peygamber (s.a.v) efendimizi görmeden duramaz, buluştukları ve karşılaştıkları zaman da “Anam –babam, canım sana feda olsun Ya Rasûlallah!” derlerdi.

Fenâfillah: “Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. (Hadis Sûresi,4)” “ Biz ona (insanoğluna) şah damarından daha yakınız. (Kaf Sûresi,16)” ayet-i kerimelerinin sırrını idrak şeklindeki rabıta-i huzurdur. Kalbin yalnız Allahu Teâlâ’yı sevmesi, O’nun beğendiği şeylerde fani olmasıdır. Yani O’nun sevdiklerini sevmek ve sevgili bilmektir.

Fenâfişşeyhle başlayıp, fenâfirrasûl ile devam eden, sonuç olarak fenâfillaha ulaştıran, ilki mürşidinin suretini göz önünde tahayyül ederek, sonuncusu da gönlünü Allah ile ülfete açmak şeklindeki rabıta, gerçek ve en güzel olan rabıtadır. Bu manevi zincir, büyük bir santralden eve kadar gelen elektrik hattı gibidir. Bilindiği gibi her evin bağlı olduğu mahalle trafosu vardır. Kişi, evinin elektriğini mahalle trafosundan değil de, doğrudan santralden almaya kalkarsa ortaya facia çıkar. Santral elektriğinin voltajı yüksek geleceğinden evdeki tüm hatlar yanar. Elektrik alamadığı gibi, var olandan da mahrum kalır, aydınlanamaz.

Tâbi olunan mürşid-i kâmil de böyle bir vazife icra eder. Mürid, mürşid-i kâmil vasıtasıyla feyz-i ilâhinin kendi kalbine aktığını bilmeli, o feyzi ve aşkı elde etmek için onu canı gönülden sevmeli, ona teslim olmalıdır.

Kaynak: Miftâhu’l-Usûl

Reklamlar