Ey dirayeti kıt kişi! Madem ki kaderi reddetmek, değiştirmek, mahvetmek  ve ona karşı gelmek senin için imkansız. O halde sen de kaderde olandan ve Allah’ın takdir ettiğinden başkasını murat etme. Madem ki sana ancak O’nun dilediği şey nasip oluyor. O halde sen de ondan gayri bir istekte bulunma. O bir şeyi murat etmeyince vuku bulmaz, tamamlanmaz. Öyleyse, O’nun murat etmediği bir hususta kendini boş yere sıkıntıya sokma, kalbini sıkıntıya sokma. Her şeyi, Aziz ve Celil olan Allah’a teslim et. Tevbe eliyle O’nun rahmetine yapış. İşte bu hal üzere devam ettiğin sürece, gerek kalp gözünden ve gerekse kafa gözünden, dünya sevgisi zail olur. Dünyanın meşakkat ve sıkıntıları sana hafif gelir. Nefsinin rağbet ettiği havai duygular ve zevkler senin nazarında değersiz şeyler olarak kalır. Onları terketmek, sana gayet basit ve kolay gelir. Dünya hayatının sıkıntı ve meşakkatlerinden şikayet etmezsin. Belaların verdiği elemler karşısında, tıpkı firavunun zevcesi Asiye gibi olursun. Allah ondan razı olsun, vaktiyle onun, Aziz ve Celil olan Allah’a iman ettiği anlaşılınca, firavunun emri ile ellerine ve ayaklarına demirden kelepçeler vurulmuş ve değneklerle de dövülerek işkence edilmişti. İşte bu esnada, bir ara Asiye, başını göğe kaldırınca, açılmış olan Cennet kapılarını gördü. Bu sırada melekler orada bir ev yapmaktaydılar. Derken, onun ruhunu kabzetmek üzere ölüm meleği geldi ve kendisine hitaben dedi ki:

-Yapılmakta olan bu ev senindir!

Ölüm meleğinin bu sözleri üzerine Asiye gülümsedi. O anda, kendisine yapılmakta olan işkencenin acısı da kayboldu.Asiye dedi ki:

Ey Rabbım, bana nezdinde, Cennetin içinde bir ev yap (Tahrim suresi, ayet:11)

İşte sen de böyle olursun. Çünkü sen de, Hz. Asiye’nin görmüş olduğu bu makamlara kalp gözünle ve sarsılmaz ilim-irfan ve iman gözünle bakabilir, bu dünya hayatının belalarına, sıkıntılarına sabredebilirsin. Ayrıca,  Allah’ı unutup kendine güvenmekten kurtulur, ancak Allah’ın vereceği güç ve kuvvet ile alır, verir, hareket eder ve durursun. O’nun kudreti önünde faniliğini ve hiçliğini anlar, bütün işlerini O’na teslim edersin. Gerek kendin hakkında ve gerekse diğer varlıklar hakkında O’na uyarsın. O’nun tedbir ve iradesi varken idare etmeğe, hükmü varken hükmetmeğe, seçmesi varken seçmeğe kalkışmazsın.

Kim ki bu hususları bilirse Allah’dan gayrini talep etmez. O’ndan gayrisine emniyet ve güven beslemez. Aklı olan kişi bunları nasıl istemez ve bu hususlara riayet etmeyi nasıl temenni etmez ki, İzzet ve Celal sahibi Hakkın sohbeti ancak bu hallerle tamam olur.

Kaynak:Gavs-ı Azam Seyyid Abdülkadir Geylani’nin Sohbetleri