S.A Kardeşlerim,

Güven probleminin tavan yaptığı bir dönemde yaşıyoruz farkında mısınız? Pekçok kişide bir şüphe, bir acaba, soru işaretleri, kalbin mutmain olamaması durumları, v.s..

Herkese ve herşeye körükörüne inanmak ne kadar yanlışsa, güvenilmesi gereken kişilere ve bilgilere inanmamak da bir o kadar yanlış ve zararlı.  İlginç olan ve gerçekten zaman zaman çok hayret ettiğim noktalardan birisi de, bazı kişilerin bu güven sorunununun bilgi dağarcıkları zenginleştikçe ters orantılı bir ivme kazanması.  Bu durumun ilahiyat camiasında sıkça yaşanması da bir o kadar hazin..

İlahiyatçı demek bir anlamda toplumun dini konularındaki yanlışlarını tedavi eden din doktoru demek. Zahiri tedavi dememiz daha yerinde olur çünkü bu gün itibarıyla duruma baktığımızda ilahiyat fakültelerinde batına yer yok, zahirle iştigal etmekle yetiniyorlar.  Edeple ve hakkıyla yapıldığında buna da eyvallah diyeceğiz ama bakıyorsunuz ki bu da büyük ölçüde eksik. Bizzat şahit olduğum ve okuduğum bilgiler ışığında şu gözlemimi dile getireyim: İlahiyat fakültelerindeki kardeşlerimizden hepsi olmasa da büyük bir çoğunluğu tasavvufa karşılar, tasavvuf alimi olan o büyük, kıymetli, paha biçilmez alim ve evliyalara karşılar. Çok rahatlıkla yerden yere vurabiliyor ve bunu çok cüretkarca ve korkusuzca yapıyorlar.  O alim ve evliyayı Allah sevmiş ve kendini onlara sevdirmişken onlara bu buğz nedendir? Buğz etmek yerine Allah’ın sevdiği o kıymetlileri sevmek ve onlara gereken saygıyı göstermek daha doğru bir davranış şekli değil midir? O kıymetlilere dil uzattığınızda Allah (c.c) ile savaşmaya çıktığınızın farkında mısınız? İlahiyat camiasında gözlemlediğim bir diğer nokta ise bilgilerinin yetersizliğine aldırmadan eleştiri dozlarının bolca olması. Bir konuyu eleştirmeye durduysanız o konuya vakıf olmanız, derinlemesine inceleyip araştırmanız ve daha sonra fikir belirtmeniz gerekir. Eğer derdiniz objektif bir bakış açısı ve nefsaniyetten uzak bir niyetse yapılması gereken budur. Bunu yapmazsanız üzüm yiyen değil bağcıyı dövmeye çalışan gruba dahil olursunuz ve anlamsız klişeler içinde boğulur kalırsınız.  Allah (c.c), O’nun rızası için nefsini araya sokmadan temiz niyetle emr-i bil- maruf yapanların yardımcısıdır. Nefsiyle bu işi yapmaya kalkanlar Allah’ın yardımından mahrum oldukları gibi karşılarındaki kişiyle aralarında düşmanlık meydana gelir ve Allah o kişiyi rezil-rüsva eder. Abdülkadir Geylani (k.s), Fethu’r-Rabbânî adlı kitabında bizleri bu konuda böylece aydınlatıyor. Allah (c.c) O’ndan razı olsun, şefaat ve himmetinden mahrum eylemesin..

Bu yazdığımıza bazı ilahiyatçı kardeşlerimizin bakış açısını onlar adına biz dile getirelim: “O dedi diye doğru demek değildir!”  :)

Allah dostlarının her sözüne bu bakış açısıyla bakmak ve onları yok saymak hastalıklı bir düşüncedir, manevi tedavi gerekir. O Allah dostları ki, gereksiz kelam etmezler. Zaruret olmadan konuşmazlar. Çok ve boş konuşmak onlardan uzaktır. Söyledikleri sözler nefsani değildir, özlerinden gelir. Peygamber Efendimizin (s.a.v ) varisleridirler. Onlar hakiki, gerçek batıni kalp doktorlarıdır. Allahu Teâla nasıl ki kalbimiz hastalandığında şifa için tıp doktorlarını bizlere vesile etmişse, kalp temizliği ve güzel ahlak tedavisi için de onları vesile etmiş, görevlendirmiştir. Kendileri de, vazifeleri de kıymetlidir. Ancak, onlarıküçümseyenlerin onlardan yana nasibi olmaz..

“Edep bir taç imiş Nur-i Hüda’dan, giy o tacı emin ol her beladan..”

“Vardım ilim meclisine kıldım talep, ilim en geridedir, illa edep, illa edep..”

Bazı ilahiyatçı kardeşlerimizin mezhepsiz olmasına ve bunu savunmasına üzülüyoruz. Allah dostlarına saygısızca yaklaşmamalarını, bilmedikleri ve yaşamadıkları tasavvuf hakkında önyargılı olmamalarını, okuyup öğrenmelerini, bilmedikleri konularda ise susmak gibi bir erdeme sahip olmalarını diliyoruz.  Ehl-i beyt düşmanlığı yapmamalarını, bunlara düşmanlık yaparak geçirecekleri vakitlerini okuyup anlamaya hasretmelerini tavsiye ediyoruz. Gusül abdestinden işe başlasalar hiç de fena olmayacak, zira internette  verdikleri gusül abdesti tarifi maalesef ki doğru değildir..Hala himmetin ne olduğunu öğrenememiş ve bunu şirk zannetme gafletinden öteye adım atamamış olmanız, kısacası daha tasavvufun alfabesinden bi-haber oluşunuz ancak buna rağmen tam gaz tasavvuf eleştirmeni kesilmeniz pek de akıllıca görünmüyor, ne dersiniz?

Aslında sorunun kaynağı zahir ve batını birbirinden tamamen ayrıştırarak dinin doğru anlaşılacağını zanneden eğitim sistemi olsa gerek. Oysa ki zahir ve batın bir bütündür, birbirlerini tamamlarlar. İmanın kemale ermesi için her ikisi de gereklidir. Kuşun bir kanadını koparıp uçmaya çalışmasını beklemek beyhudedir..

Bu yazımızda eleştirdiğimiz ilahiyatçı kardeşlerimiz de bizim Ümmet-i Muhammed kardeşlerimizdir, kıymetlidirler. Tavsiyelerimiz iyi niyetlidir.  Bu eleştirilerimiz elbette ehl-i sünnet ve takva sahibi ilahiyatçılarımızı kapsamaz. Onları aldık, başımıza taç yaptık. Allah (c.c) razı olsun..

Allahu Teâla sevdiği kulunu diğer kullarına da sevdiriyor, onun sevgisini diğer kullarının kalbine yerleştiriyor. Bundan yüzyıllarca önce yaşamış olan o kıymetli alim ve evliyanın bugün kalplerde hala sevgilerinin var olması asla tesadüf değildir. Ne mutlu onlara ve onları sevenlere..Rabbim bizleri de sevdiği ve sevdirdiği kullarından eylesin inşallah..(Amin)

Allah’ım, ehl-i sünnet ve takva sahibi ilahiyatçılarımızın sayısını hayırlısıyla arttır. (Amin)

Allah’a emanet olunuz kıymetli kardeşlerim..

by ihyaca

Konu İle İlgili Bazı Hadisler:

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyuruyorlar ki:

“Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i beytimi de benim sevgim için sevin.” (Tirmizi, c.5, syf. 664, Menâkıb 31, h. 3789)

“Ümmetimden Ehl-i beytimi sevenlere şefaatim vardır, çünkü onlar benim ev halkımdır.” (Kenzü’l-Ummmal,c.12, syf 100, h. 34179)

“Sırat köprüsünde ayağı kaymadan sabit duracak olanınız, Ehl-i beytimi ve ashabımı en çok sevenlerinizdir.” (Kenzü’l-Ummal, c. 12, syf 97, h. 34163)

“Allah bir kulu sevdi mi, Cebrâil (a.s)’e seslenir:

“Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de sev!” Bunun üzerine semada aynı şekilde nida edilir. Sonra arz (yer) ehli arasına onun sevgisi indirilir. Bunu şu ayet ifade etmektedir:

“İnanıp hayırlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.” (Meryem Suresi,ayet 96)

Allah bir kula da buğz etti mi, Cibril (a.s)’e seslenir:

“Ben falancaya buğz ediyorum.” Bu şekilde semada (gökte) nida edilir. Sonra yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir.”  (Tirmizi, c. 5, Tefsir, Meryem, h. 3161)

“Kim Allah’ın bir velisine düşmanlık ederse, şüphesiz Allah ile savaşmaya çıkmış olur.” (İbni Mace, c.2, Kitabu’l Fiten, h. 3989)

Hadislerin Aktarıldığı Kaynak Kitap: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ