Gerçekten, Aaron Hill gibi seyyahların Türk kadınlarının acı dolu mahpus hayatları hakkında üzülmelerini görmek çok güzel  ama aslında Türk kadınları belki de tüm dünya kadınlarından daha özgürler ve yine dünya endişelerinden uzak hayatlarından zevk alıyorlar; bütün zamanlarını gezerek, hamama giderek ve para harcamanın zevkini tadarak geçiriyorlar ve bu arada da yeni yeni modalar yaratıyorlar. Bir Türk erkeğinin, harcamalarının limiti sadece hayalleriyle sınırlı olan karısından para saklaması bir delilik olarak görülür. Para kazanmak onun işi, harcamak ise kadının ve bu şerefli âdet erkeklerin en cimrisi için bile geçelidir. (Lady Montagu, s.168)

Türk kadınlarının kuşların kafeslerde tutulması gibi evlerinde hapsedildiğini düşünmek yanlıştır. Tam tersine, Avrupalı kadınlardan bazı bakımlardan daha fazla özgürlük sahibidirler. Tanınmalarını imkansız hale getiren kıyafetleri içinde, pazarlarda istedikleri gibi gezerler, arabalarında sokaklarda dolaşırlar. Peçe takarlar ve tüm bedenlerini feraceyle kapatırlar; bu nedenle bir kadını bir diğerinden ayırt etmek güçtür. Üst zümreden Türklerin eşlerine her zaman bir hadım eşlik eder; bu lükse güç yetiremeyenler ise tek tek başlarına dışarı çıkarlar. (John Murray, Handbook for Travellers in Constantinople and Turkey in Asia (4.ed), London: John Murray Firm, 1878, s.96 )

Eğer hepimiz özgürlüğün mutluluk demek olduğuna inanıyorsak, o zaman Türk kadınları çok mutlular, çünkü imparatorlukta yaşayan en özgür kişiler onlar. Avrupa’da, Doğu kadınının haline acımak bir âdet olagelmiş fakat aslında bu tamamen onların gerçek durumlarının yanlış bilinmesinden kaynaklanan gereksiz bir duygu gösterisi. Daha önce de belirttiğim gibi Osmanlı’da kadınlara kocalarına karşı kendilerini ilgilendiren bir konuda söz söyleme, onlara sitem etme, onları yönlendirme hatta bu konularda ısrar etme hakkı verilmiştir; bir Osmanlı erkeği karısının bu isteklerinden ve düşüncelerinden asla rahatsız olmaz. Tam tersine, onlar onlar eşlerinin ardı arkası kesilmeyen konuşmalarını sükûnetle dinler, onlara kızmaz ve haremdeki kadınların en hararetli ve hiddetli konuşmalarına ise en fazla “tamam, bakalım” diye cevap verirler. (Julia Pardoe, s.96)

Son zamanlarda “Fars’la İlgili Derlemeler”  isimli kitabı okuyorum ve okuduklarımdan çok hoşnut kaldığımı belirtmek isterim. Ülkenin yerli halkının, kadınların özgürlüğünden ve güçlerinden bahsettikleri anlatımlara binaen ki bunlar ülkenin üst sınıfını oluşturan hükümetin üst düzey görevlilerinin de anlatımlarını içeriyor, Doğuda özellikle üst sınıflarda kadınların durumunun pek çok bakımdan iyi olduğuna kanaat getirdim. Biz İngiltere’de, kocanın bu bölgelerde [Doğuda] evin tek hâkimi ve son söz sahibi olduğunu düşünüyoruz ki bazı durumlarda bu böyledir; ama evin beyinin kendi hareminden eşinin ya da eşlerinin harem kapısına bir çift terlik koymasıyla ki bu içeride misafirler var anlamına gelir, günlerce uzakta tutulabildiğine inanamayacaksınız. (Sophia Lane-Poole, s.119)

…Çok az ailede bir adamın birden fazla resmi nikahlı eşi var. Çok az diyorum çünkü başkentte çokeşliliğin yüzde beş oranına yaklaşmadığı inkâr edilemez bir gerçektir.Devlette üst düzey görevliler ve çok zenginler haricinde çok nadir görülen bir olaydır ki hatta bu kesim için bile çokeşlilik bir istisna teşkil eder… Nüfusun devam eden artışını sağlayan orta ve alt sınıfa mensup halklar için ise çokeşlilik tamamen olağandışı bir olaydır. Bu ne kişilerin eğilimlerine ne de maddi kapasitelerine uyar. (Charles White, Three Years in Constantinople, cilt 3, 1845, s.7)

Osmanlı hanımları kendilerine hizmet eden kölelerinin kraliçeleridir ki bunlara yaşlı kadınlar haricinde, ya da hanımın seçtikleri haricinde, kocalarının göz ucuyla bile bakmaya izni yoktur. Kanunun bir Türk erkeğine dört eş edinmesine izin verdiği doğrudur fakat üst sınıftan bir adamın bu izni kullandığı ya da bu sınıftan bir kadının da bu duruma katlandığı bir örnek yoktur. (Montagu, s. 80)

Bir Türk kadını, hangi sınıftan olursa olsun, kocasını karşılamak için güneş batışıyla evde olur. O günkü mesaisini bitiren kocasına nargilesini ve terliklerini sunar, kocası haremin sükûnetinin tadını çıkarır. Çoğu evde, kadın ayrıca eşinin akşam yemeğinin hazırlanmasını denetler, eve ait bütün işlerin denetimi tamamen ondadır. (Harvey, s.11)

*Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler “Batılı Kadın Seyyahların Gözüyle Osmanlı Kadını(Filiz Barın Akman)” okuyabilirler…