Hayatın ve ayrılığın geçici olduğuna inananlar için ölmek dahi güzeldi.Hatta cazip bir yönü bile vardı ölümün.Ölüm, hem ayıran hem birleştirendi.Ayrılmak için ölmek gerekiyordu.Ama buluşmak için de ölmek gerekiyordu.Ölüm gibi ikili bir yapısı olan başka bir durum yoktu.Bu yönüyle ölüm ikili,zıt bir duygu uyandırırdı sizlerde.Onu çekici kılan,cazip hale getiren,taçlandıran da buydu.

Ölüm,onu sonsuz ayrılığın nedeni olarak görenler için hayatın en zalim yaşantısıydı.Bu haliyle tüm cazibesini yitiriyor, hayatın düşmanı olan bir canavara dönüşüyordu.Hayatın da tüm parıltısı sönüyor,yaşamak sönük bir aleve dönüşüyordu.Hayat, bilinmedik bir anda bu canavarın ağzına düşecek ve yok olup gidecekti.Geçici bir süre için değil,sonsuz yok olmak.Ne kasvetli.İnsanlığın temel buhranı.

Ölüm hiçliğin, mutlak bir yok oluşun nedeni olarak algılandığında; insanın hem kendisinden, hem sevdiği tüm varlıklardan, hem de Yaratacı’dan sonsuz ayrılığı anlamına geliyordu.En çok dikkatimi çeken de , insanın kendisinden ayrılığıydı.İnsanın kendisinden mutlak ve sonsuz ayrılığı.İçinizi ürperten,kemiklerinize kadar titreten bir ayrılış.İnsanın bir daha kendisiyle ilişkisinin olmaması.Sonsuz bir kopuş.Varolmanın sona ermesi,bir daha hiç olmamak.Ne dayanılmaz,ne yürek burkan bir acı.Hayat ve ölüm bu haliyle insan için mutlak bir kötülüktü.Her şeyin ama her şeyin mutlak ve sonsuz bitişi.Her şeyin yıkılışı.Her şeyden sonsuza dek ayrılış.Bundan daha büyük bir acı görmemiştim dünyada.Böyle inananlar hem hayatlarına,hem varlıklarına,hem de dünyaya lanet okudular.Yaratıcı’ya öfkelerinin nedeni bile buydu.

Dünya tarihi bu ıstırapla doluydu.Fakat aynı zamanda bu ıstıraptan kurtulmanın da tarihiydi.İnsanın tarih boyunca sergilediği tüm çaba bu acıdan kurtulmak içindi.Başka acılar,sadece bunun bir gölgesiydi.

Adeta her şey bunun için olup bitmişti.Savaşlar bunu için yapılmıştı.İnsanlar bunun için aşık olmuş,ağıtlar bunun için yakılmış,şarkılar bunun için söylenmişti.Pazarlar bunun için kurulup kaldırılmış,şehirler bunun için yapılmış ve yıkılmıştı.Filmler bunun için çekilmiş;şiirler,romanlar bunun için yazılmıştı.Tüm yapılanlar aslında sonsuzluğu icat etmek içindi.

Bütün Peygamberler bunun için gönderilmiş,semavi kitaplar insana bunun için yollanmıştı.İnsanın en büyük meselesi için.Varoluştan,varlıktan,kendi varlığından,diğer bütün varlıklardan ve tabi ki Mutlak Varlıktan sonsuz ayrılmamanın yolunu göstermek için.

İnsanın tüm meselesi sonsuz unutulmamaktır.Bir bilincin kendisini görmesi,bilmesi,fark etmesi,ona tanıklık etmesiydi tüm mesele.Unutulmamak,kalıcı olmak,hep varolmak,hiç yok olmamak.İnsan hep bunun için çabaladı,emek sarf etti,ter döktü,kaygılandı,acılara katlandı,kendisinden vazgeçti,hatta sadece bunun için kendisini geçici olarak unutmaya bile razı oldu.Yeter ki tamamıyla son bulmasın hiçbir şey.

İnsanın ölümden korkar gibi görünmesi bir yanılsamadır.İnsan ölümden korkmaz.Yokluktan,yokluğun getireceği sonsuz ayrılıştan korkar.Ölünce kendisinden, tüm sevdiklerinden sonsuza dek ayrılmayacağına inandığında, ölüm insanın gözünde bunca korkutucu olmaktan çıkıp bir dosta dönüşür.Çünkü onu öteki sevdiklerine kavuşturacaktır.Sadece,ölüm sonrasında gerçekleşecek hesap gününün tedirginliği kalır geriye.

Özetle,hayatın gözleri,yolundan şaşmayan muhteşem bir sona odaklıydı.Bu ölümdü.Yaşamın kendi içinde bir sonu olduğu ve ölümle buluşacağı gerçeği öylesine yüceydi ki.Ölümün gözü de her an hayatın üzerindeydi.İnsanın ölümü, hayatla ölümün buluşmasıydı sadece.

Yaşam da, ölüm de tek bir gerçeğe hizmet ediyordu.Bu O’nun için yaşamak ve O’nun için ölmekti.İşte sizde gıpta ettiğim de buydu.

“De ki:…hayatım ve ölümüm O’nun içindir.” Kur’an:6: 162

Kaynak:Giderken Bana Bir Şeyler Söyle