İnsanla birlikte var olagelen nefs savaşına ilk girişen ve yine ilk kaybeden Hz.Adem olmuştur.Onun oğlu Kabil’in akıbeti de farklı değildir.Görülüyor ki insan en tehlikeli düşmanı kendi içinde taşımaktadır.Maddi savaşlardaki “kaleyi içten fetetme” ilkesi nefis tarafından ve ruh kalesi için uygulanmaktadır.Kainatin Efendisi’nin(sav) şu uyarısı bu açıdan ilgi çekicidir:”Ümmetim için en korktuğum şeylerden biri,tul-i amel yani bitmeyen arzular,diğeri ise hevaya tabi olmaktır.”(Acluni,I,28)

İslam ahlakında ve tasavvufi uygulamada nefs mücadelesinin önemli bir yeri vardır.Ancak İslam’ın öngördüğü nefs mücadelesi, hiçbir zaman, imhaya ve sindirmeye yönelik bir mücadele değil,bir ıslah ve yönlendirme mücadelesidir.Aksi takdirde yapılan işe “tehzip” demek mümkün olmaz.Bu sebeple , hayati fonksiyonların normal olarak devamını sağlayacak asgari ihtiyaçların bedenden esirgenmesi şeklindeki uygulamalar, “kılletu’t-taam” ve “kılletü’l  meam”ın yanlış anlaşılmasının bir sonucudur.Bu tür yanlış anlama ve uygulamaların kökü Hz.Peygamber dönemine kadar uzanmaktadır.Bütün yılı oruçlu geçirdiği için zayıflayan,bitkin hale gelen sahabiye, Hz.Peygamber’in “Nefsine zulmetmişsin.Sabır ayı olan Ramazan’ı oruçlu geçir.Sonra her aydan bir gün oruç tut…” buyurması ilgi çekicidir.(Ebu Davud,Savm,54)

Nefsi ezerek,horlayarak,mahrum bırakarak “adam etme” anlayışı Hind felsefesinin malıdır.İslam’ın nefse karşı takındığı tavır ise, elektrik yüklü bir tele takınılacak tavır gibidir.Elektrikçi;öldürücüdür diye,akımı kesmek yerine, akım getiren teli izole eder.İnsanların cereyana kapılmadan ondan yararlanmalarını sağlar.

İnsan nefsi de öyledir. Gerekli ama tehlikelidir.Tehlikesi giderilip ondan ustaca yararlanılmalıdır.

Kaynak:Pencereyi Işığa Açmak